Yazarlık kariyerinde şiir ile başlayıp daha sonra deneme ve roman üzerine de yoğunluk verdiğini öğrendiğimiz Ahmet Emir Özdemir, yaşadığı zorlukları da ilk kez yıl sonu özel haberimizde açıkladı. İşte o keyifli sohbetimiz sizlerle.

 

Öncelikle sizi tanımak isteriz. Ahmet Emir Özdemir kimdir?

Ben 1996 yılında Bursa'da doğdum. Küçük yaşlardan itibaren siyaset ve tarihe olan ilgim lise yıllarında epey arttı. Her ne kadar bir ara siyaset bilimi okumayı düşünsem de babamın da telkinleriyle 2014 yılında Uludağ Üniversitesi Tarih bölümüne girdim. Bir dönem Uludağ Üniversitesi Tarih ve Kültür Topluluğunda Başkan Yardımcılığı görevini yürüttüm. Çeşitli dergi faaliyetlerinde bulundum. Her ne kadar esas alanım tarih olsa da lise yıllarımda gizem içeren birçok alanda araştırmalara başladım. Böylelikle ezoterik, okültist ve mistik birçok konularda çalışmalarım oldu. Bununla birlikte yine lise yıllarımda başlayan edebiyat tutkumu arttırarak devam ettirdim. Ben bilhassa araştırma yapıp çalıştığım alanlar açısından sorulduğunda kendimi bir gizem araştırmacısı ve hakikat arayıcısı olarak tanımlamayı tercih ediyorum. Beni en iyi ifade eden tanım sanırım bu.

Yazarlık kariyeriniz nasıl başladı? Size öncülük eden bir isim var mı?

Yazarlık serüvenim herhangi bir yerde yayınlamadan sadece kendime yazmak suretiyle 2011 yılında başladı. İlk etapta şiir yazmaya başladım. Şiire karşı ayrı bir ilgim olduğunu itiraf etmeliyim. Tabii zamanla şiirin yanına birtakım aforizmalar ve paragraf boyutunda kısa edebi denemeler de eklendi. Siyaset/tarih alanında ise ilk yazımı 2015 yılında kendime ait bir blog sayfasında yazıp yayınlamıştım. İlk matbu dergi tecrübemi 2019'da üniversitede arkadaşlarımızla çıkardığımız ve benim de yazı işleri müdürü olduğum Yenisey dergisinde yaşadım. Akabinde Kara Yılkı, Betik Sanat, Kaldırım ve Cevval dergilerinde de yazılarım ve şiirlerim yayımlandı. Son olarak 12 Ekim 2022 tarihinde ilk kitabım Mah-ı Devran doğdu. 2023 yılında da 100 Yıl Haber isimli bir haber sitesinde köşe yazıları yazdım. Hâlen kendime ait blog sayfalarında yazmaya devam ediyorum. Bana öncülük eden isimleri Necip Fazıl, Cemil Meriç, Peyami Safa, Amin Maalouf ve Cengiz Aytmatov şeklinde sıralayabilirim.

Mah-ı devran adlı kitabınızdan bahseder misiniz?

Bursa, Sağlık Müzesine Kavuşuyor... Bursa, Sağlık Müzesine Kavuşuyor...

Mah-ı Devran öncelikle benim ilk göz ağrım olma niteliğini taşıdığı için hayatımda hep özel bir yere sahip olacak. İlk kitabımın çıkış hikâyesi de ilginç. Zira böyle bir kitap yazmak hiçbir şekilde planlarım içinde yer almıyordu. Bu yönüyle biraz sürpriz bir kitap diyebiliriz. Kafamda başka projeler varken 2021 yılının şubat ayında yaşanan bazı gelişmeler beni bu kitabı yazmaya sevk etti. 5 Şubat 2021'de Göbeklitepe'de üzerinde "Gökyüzüne bak, Ay'ı gör" yazılı bir monolitin ortaya çıkması ve aynı günlerde ülkedeki diğer ilintili gelişmeler beni çok heyecanlandırdı. Yaşananların uzun yıllardır yürüttüğüm gizem araştırmalarıyla önemli bağlantıları vardı. Tam bu esnada çok güzel bir kurguda ilham olunca 28 Şubat 2021 tarihinde ilk satırları yazmaya başlamış oldum. Kitabı roman türünde kaleme aldım. İşlediğim konu başlıkları ise İlluminati, İslam'da İlluminati'ye dair mesajlar, Hristiyanlıktaki İlluminati ve pagan detayları, Moon Tarikatı, Dinler Arası Diyalog,  Barnabas İncili, Ay ve gezegenlerle ilgili bazı gizemli bilgiler ve 2023 yılının astrolojik ve mistik sırları. Özellikle 2023 yılıyla ilgili yazdıklarım önemli çünkü büyük ölçüde yazdıklarım gerçekleşti. Bu kitabı yayımlatma konusunda da biraz sıkıntılarım oldu. Gönderdiğim yayınevlerinden birinin kitabı çok beğenmelerine rağmen "Ahmet Bey, siz bu kitapla meşhur olursunuz fakat sonrasında cezaevine mi girersiniz yoksa vurulur musunuz orasını kestiremiyoruz" diyerek yayımlamamaları sıkıntılarım ve kitabın içeriği hakkında okurlara az çok bir fikir verecektir.

Sizce bir kitap oluşturma süreci nasıl ilerler?

Ben bu hususta radikal fikirlere sahip bir insanım. Yazmak bir yetenektir ve bu yeteneğe sahip olmadan, sadece basit eğitimler alarak ortaya bir kitap çıkarmaya çalışmak bence doğru değil. Yazmak isteyen birisi önce okumalı. Kitaplarla derinlemesine bir rabıta kurmayan birinin gerçekten okunmaya değer bir kitap çıkaracağına inanmıyorum. Metot kısmında ise her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır diye düşündüğümden detaya girmiyorum. Bir planlama mutlaka olmalı ama kitap yazım sürecindeyken hiç de planlamada olmayan gelişmeler olabilir. Güzel de olur bu. Hayal gücüne sınır koyulmaz. Fakat şuna inanıyorum ki kanaatimce bir kitap yazarın önce zihninde yazılır. Zihninizde yazıp bitirmediğiniz bir kitabın gerçek dünyada var olması pek mümkün değildir.

Yeni çalışmalarınız nelerdir?

Tarih, siyaset, ezoterizm, okültizm ve edebiyat alanında devam eden birçok çalışmam var. Detaylara çok girmek istemiyorum. Fakat son zamanlarda bir düşünce kitabı için çalıştığımı söyleyebilirim. 21. yüzyılda Türk olmakla ilgili bir araştırma ve düşünce eseri oluşturmayı planlıyorum. Bana göre Türklüğün yeniden bir tanımlamaya ihtiyacı var. Tarihi süreç ve son zamanlarda yaşananlar buna işaret ediyor. Ben de naçizane bu ihtiyaca cevap verme hususunda ufacık da olsa bir katkı sağlama niyetindeyim.

Editör: Erdal ŞAHAN