Şair Şükrü Erbaş’ın 1994 yılında kaleme aldığı ve büyük tartışmalara yol açan "Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?" şiiri, toplumsal kötülüğün ve zihniyet cehaletinin kökenlerini sorgulayan en çarpıcı eserlerden biri kabul ediliyor. Peki, kötülük doğuştan mı gelir yoksa toplumsal koşulların ve eğitimsizliğin bir sonucu mudur? Felsefi ve sosyolojik açılardan toplumsal kötülüğün boyutları haberimizde...
Türk edebiyatının güçlü kalemlerinden Şükrü Erbaş’ın kaleme aldığı ve yayımlandığı dönemde dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başta olmak üzere birçok kesimden eleştiri alan "Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?" şiiri, aradan geçen yıllara rağmen güncelliğini koruyor. Şiir, sanılanın aksine kırsalda yaşayan insanları hedef almak yerine; toplumun gelişimine kapalı, değişime direnen ve cehaleti benimseyen zihniyet yapısını sert bir dille eleştiriyor.
"Köylüleri Öldürmek" Aslında Ne Anlama Geliyor?
Erbaş’ın kışkırtıcı başlığı ve anlatımıyla dikkat çeken eserinde "öldürmek" kavramı, fiziksel bir yok edişi değil; topluma egemen olan cahil zihniyeti, kaba bencilliği ve katı muhafazakarlığı yok etmeyi temsil ediyor. Şair, aslında bu zihniyeti ortadan kaldırarak insanları kendi karanlıklarından kurtarmayı hedefleri arasına koyuyor.
Şiire gelen kışkırtıcılık eleştirilerine karşı Şükrü Erbaş tutumunu şu sözlerle özetliyor:
"Ben kaba bir dünyada yaşamak istemiyorum. Benim geleceğimi ufukları eşiklerinden öteye varamayanlar belirlesin istemiyorum. Felsefeyi, sanatı, bilimi bilmeyen; dinini mülke, mülkünü dine dönüştüren insanları sevmiyorum. Ülke ne yazık ki bu düzeysizliğin egemenlik alanı haline geldi."
Felsefe ve Sosyolojide Toplumsal Kötülüğün Kökleri
Kötülük kavramı, yüzyıllardır felsefe ve sosyolojinin temel tartışma alanlarından biri olmuştur. Eserin de arka planını oluşturan bu kavram; Platon, Sokrates ve Chicago Okulu sosyologları tarafından farklı açılardan ele alınmıştır:
-
Sokrates ve Cehalet: Sokrates'e göre hiç kimse isteyerek kötülük yapmaz. Var olan kötülüklerin temel nedeni bilgi eksikliği ve cehalettir. Bireyler, iyi olanın ne olduğunu bilmedikleri için yanlış eylemlere yönelirler.
-
Platon'un Mağara Alegorisi: Platon kötülüğü, iyiliğin bir eksikliği veya dengesizlik durumu olarak tanımlar. Bilgisizlik halindeki insanların gölgeleri gerçek sanması gibi, toplumsal kötülük de bilgi ve anlayış yoksunluğundan beslenir.
-
Sistemik Başarısızlıklar: Chicago Okulu sosyologları ve Fransız sosyolog Émile Durkheim’ın yaklaşımları, kötülüğün yalnızca bireysel bir niyetten ibaret olmadığını gösterir. Ekonomik eşitsizlik, eğitim yetersizliği ve işlevsiz sosyal sistemler, kötülüğün toplum içinde normalleşmesine zemin hazırlar.
Şükrü Erbaş’ın dizelerinde şekillenen bu toplumsal eleştiri, kötülüğün ve durağanlığın aşılabilmesi için tek yolun eğitim, bilim ve sorgulayıcı bir zihniyetten geçtiğini gözler önüne seriyor.




