Mustafa Kamalak’ın oğlu Furkan Kamalak, İsmail Saymaz’ın avukatı: Siyasetteki farklılıklar hukukta aynı noktada mı buluşuyor?

Türkiye siyasetinde “Milli Görüş” çizgisinin önemli isimlerinden biri olarak öne çıkan, uzun yıllar Saadet Partisi Genel Başkanlığı yapan Prof. Dr. Mustafa Kamalak’ın oğlu Muhammet Furkan Kamalak’ın avukatlık faaliyetleri yeniden kamuoyunun gündeminde.

Kamalak’ın, Halk TV ekranlarında yer alan gazeteci İsmail Saymaz’ın taraf olduğu bazı hukuki süreçlerde avukatlık yaptığına ilişkin bilgiler ve sosyal medya paylaşımları tartışma konusu oldu.

Mustafa Kamalak’ın oğlu: Siyasetten avukatlığa uzanan hikâye

Prof. Dr. Mustafa Kamalak, Necmettin Erbakan’ın vefatının ardından Saadet Partisi Genel Başkanlığı görevini üstlenmiş ve 2011-2016 yılları arasında partinin genel başkanlığını yürütmüştü.

Kamalak’ın avukat oğlu Muhammet Furkan Kamalak ise 2018 seçimlerinde Saadet Partisi’nin Ankara milletvekili adayları arasında yer aldı. Daha sonra 2019 yılında İYİ Parti’ye geçtiğini açıkladı. Dönemin haberlerinde Kamalak’ın İYİ Parti Genel Merkez Hukuk ve Seçim İşleri Başkan Yardımcılığı görevine getirildiği de yer aldı.

Furkan Kamalak, geçmişte yaptığı açıklamalarda siyasi görüşünün babasıyla aynı olmak zorunda olmadığını da ifade etmişti.

İsmail Saymaz bağlantısı neden tartışılıyor?

Tartışmanın merkezinde ise Kamalak’ın gazeteci İsmail Saymaz’a yönelik hukuki süreçlerde avukatlık yaptığına ilişkin iddialar bulunuyor.

2025 yılının Aralık ayında Yeni Akit'te yayımlanan bir haberde, Kamalak’ın İsmail Saymaz, Meral Akşener ve Şirin Payzın gibi isimlerin de aralarında bulunduğu bazı kişilerin davalarında avukatlık yaptığı öne sürüldü. Aynı haberde, bir sosyal medya kullanıcısının Anadolu Adliyesi'nde Kamalak’ın aynı gün çok sayıda hakaret davasında taraf olduğunu ileri sürdüğü aktarıldı. Ancak söz konusu değerlendirmeler sosyal medya iddialarına dayanıyor; bu nedenle dava sayıları veya bu davalardan elde edilen gelir konusunda kesinleşmiş resmi bir veri bulunup bulunmadığının ayrıca ortaya konulması gerekiyor.

Burada asıl tartışılması gereken soru ise şu:

Siyasi olarak birbirinden oldukça farklı görünen aktörler, hukuk ve meslek alanında nasıl aynı zeminde buluşuyor?

“Ahlak ve maneviyat” vurgusundan hukuki mücadelelere

Mustafa Kamalak, Milli Görüş hareketinin önemli isimlerinden biri olarak yıllarca siyasette “ahlak ve maneviyat” vurgusuyla konuştu.

Bugün ise oğlu Furkan Kamalak’ın farklı siyasi çevrelerden isimlerin hukuki süreçlerinde avukat olarak yer alması, bazı kesimlerde “siyasetteki farklılıklar mesleki ilişkiler söz konusu olduğunda ortadan kalkıyor mu?” sorusunu gündeme getiriyor.

Elbette bir avukatın siyasi görüşü kendisini temsil ettiği müvekkilin görüşüyle aynı olmak zorunda değil. Hukuk mesleğinin temel prensiplerinden biri de kişilerin hukuki yardım alma hakkının korunması.

Ancak kamuoyu açısından tartışma, hukuki temsilin kendisinden çok, siyasette birbirine rakip veya karşıt görünen aktörlerin farklı alanlarda aynı ekonomik ve profesyonel ilişkiler içerisinde bulunabilmesi noktasında yoğunlaşıyor.

İsmail Saymaz ve Gezi Parkı tartışması

İsmail Saymaz da özellikle Gezi Parkı olayları ve sonrasında yaptığı gazetecilik çalışmaları nedeniyle Türkiye'nin en fazla tartışılan gazetecilerinden biri oldu.

Saymaz, 2025 yılında Gezi Parkı soruşturması kapsamında gözaltına alınmıştı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma kapsamında Saymaz’ın Osman Kavala’nın internet sitesi ve planlanan televizyon kanalıyla ilgili kişilerle görüşmelerinin tespit edildiğini ileri sürmüştü. Saymaz ise suçlamaları reddederek Gezi olaylarını gazeteci olarak takip ettiğini ve Kavala ile gazetecilik dışında bir ilişkisinin bulunmadığını savundu.

Dolayısıyla Saymaz’ın Gezi sürecindeki rolüne ilişkin iddialar ile Saymaz’ın kendi savunması birbirinden ayrılarak değerlendirilmesi gerekiyor.

Sosyal medyadaki yorumlar yeni bir tartışmayı başlattı

Kamalak’ın bazı sosyal medya ve hakaret davalarında avukatlık yaptığına ilişkin haberlerin ardından sosyal medyada farklı görüşlerden çok sayıda kullanıcı değerlendirmelerde bulundu.

Eleştirilerin önemli bir bölümü, sosyal medya paylaşımlarının davalara konu edilmesi üzerinden şekilleniyor.

Bu noktada hukuki sınırın da altını çizmek gerekiyor: Bir sosyal medya paylaşımının hakaret niteliğinde olup olmadığına ve cezai ya da hukuki sorumluluk doğurup doğurmadığına karar verecek merci mahkemelerdir. Bir avukatın bu tür davalarda görev alması ise tek başına hukuka aykırı bir durum anlamına gelmez.

Asıl tartışma, sosyal medya çağında ifade özgürlüğü ile kişilik haklarının korunması arasındaki sınırın nerede çizileceği sorusudur.

Farklı siyasi kamplar, ortak meslek zemini

Türkiye’de siyaset çoğu zaman keskin kamplara ayrılıyor. Saadet Partisi tabanı ile AK Parti tabanının geçmişte yaşadığı siyasi ayrışmalar, CHP ve muhafazakâr çevreler arasındaki tartışmalar ya da medya dünyasındaki farklı ideolojik pozisyonlar bunun örnekleri arasında.

Fakat hukuk, ticaret ve meslek dünyasında aynı kişiler birbirleriyle farklı ilişkiler kurabiliyor.

Bu durum bir taraftan normal bir profesyonel hayatın gereği olarak değerlendirilebilirken, diğer taraftan siyasi söylemler ile ekonomik ve mesleki ilişkiler arasındaki çelişkileri sorgulayanların da dikkatini çekiyor.

Tam da bu nedenle Furkan Kamalak’ın farklı siyasi çevrelerden isimlerin hukuki süreçlerinde yer alması, yalnızca bir avukatlık faaliyeti olarak değil, Türkiye siyasetindeki söylem-pratik ilişkisi açısından da tartışılması gereken bir konu olarak öne çıkıyor.

Kamuoyunun asıl sorusu

Bugün tartışmanın merkezindeki soru aslında oldukça basit:

Siyasette birbirlerine ağır eleştiriler yönelten insanlar, hukuk ve meslek dünyasında karşı karşıya geldiklerinde neden aynı şekilde davranmıyor?

Bu sorunun cevabı, Türkiye’de siyaset ile meslek ilişkilerinin ne kadar iç içe geçtiğini anlamak açısından önem taşıyor.

Öte yandan, Furkan Kamalak’ın temsil ettiği müvekkiller, açılan davaların sayısı, davaların sonuçları ve bu süreçlerden elde edilen gelir konusunda resmi ve doğrulanabilir veriler ortaya konulmadan “davalar üzerinden para kazanma” gibi ifadeleri kesin hüküm olarak kullanmak doğru olmayacaktır.

Sanayi Bakanı'ndan Konya'ya yatırım övgüsü
Sanayi Bakanı'ndan Konya'ya yatırım övgüsü
İçeriği Görüntüle

Hukukun görevi hakaret varsa onu değerlendirmek, gazeteciliğin görevi ise kamu yararı bulunan ilişkileri sorgulamak; kamuoyunun görevi de ortaya konulan bilgi ile yorumu birbirinden ayırmaktır.

Devam edecek...