Dünya 3 Ocak sabahına "demokrasi" masallarıyla süslenmiş, aslında petrol ve maden kokan bir "çökme" operasyonuyla uyandı.

ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela lideri Nicolás Maduro’yu ve eşini, uluslararası hukuku hiçe sayarak, adeta bir sokak kabadayısı edasıyla yaka paça gözaltına aldırdı. Peki, asıl mesele uyuşturucu mu yoksa Venezuela’nın yeraltı zenginlikleri mi?

Hukuk Mu, Sokak Kabadayılığı Mı?

ABD Adalet Bakanı’nın X (Twitter) üzerinden gururla paylaştığı o iddianame, aslında modern dünyanın hukuk iflasıdır. Maduro’nun ABD federal mahkemelerinde hesap vereceğini ilan eden Washington, "uluslararası suç" işleme rekorunu bir kez daha tazeledi. Tutuklamanın kılıfı hazır: "Uyuşturucu kaçakçılığı."

Bu hikaye bize hiç yabancı gelmiyor. Irak’ta Saddam Hüseyin’e, Libya’da Kaddafi’ye, Mısır’da Mursi’ye kurulan tuzaklar neyse, bugün Venezuela’da sahnelenen tiyatro da odur. Önce "terör lideri" ya da "narkotrafikçi" damgasını vur, sonra "demokrasi getireceğim" vaadiyle askerini gönder ve ülkenin yeraltı zenginliklerine el koy! ABD ekonomisinin "devliği", üretimden değil bu sömürgeci gasp kültüründen geliyor.

Sömürgeci İştah Türkiye’yi Suriye’ye Sürükleyen Trump, Şimdi Gözünü Venezuela’ya Dikti!2

Suriye Bataklığı ve Türkiye Üzerindeki Büyük Dinamit

Hatırlayın; Ahmet Davutoğlu sürecinden bu yana Türkiye, adım adım Suriye iç savaşına sürüklendi. Bu sürecin faturası sadece ekonomik değil, demografik bir yıkım oldu. Milyonlarca mülteci, bozulan nüfus yapısı ve ekonomiye binen yük... Türkiye’nin geleceğine konulmuş en büyük dinamit budur.

En acısı ise nedir biliyor musunuz? İsrail Başbakanı Netanyahu’nun her lafını ağzına tıkan Trump, söz konusu Türkiye ve Suriye olunca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı öve öve bitiremiyor. "Türkiye harika bir iş yaptı, bölgeyi kontrol etti" diyerek bizim insanımızı sahte bir gururla uyuturken, aslında bölgedeki Amerikan çıkarlarının bekçiliğini alkışlıyor. Maalesef ülkemizde bu "övgüleri" bir zafer gibi görenler var.

"Mavi Altın" ve Orinoco’nun Laneti

Trump’ın itirafı aslında her şeyi açıklıyor: "Enerji haklarımızı aldılar, petrolümüzü geri istiyoruz." 2007’de Hugo Chávez’in kamulaştırdığı Orinoco Petrol Kuşağı, bugün bu operasyonun asıl merkez üssüdür.

Venezuela sadece dünyanın en büyük petrol rezervine sahip değil;

  • Dünyanın 6. büyük doğalgaz rezervi,

  • Latin Amerika’nın en büyük altın yatakları,

  • Yüksek teknolojinin kalbi olan Koltan ve Toryum (Mavi Altın),

  • Demir, boksit ve nadir toprak elementleri...

Çin ile yaşanan ticaret savaşlarının temelinde de bu nadir toprak elementleri var. Trump, Çin’e karşı gümrük vergilerini %100’e çıkarırken aslında gözünü Venezuela’daki bu rezerve dikmişti. ABD için sırada kim var sorusunun cevabı, yerin altında zenginliği olup da ordusu zayıf olan her ülkedir.

Filistin’de Atılan "Kanlı" Barış İmzaları

ABD’nin "masumiyet" profili tam bir komedi. Filistin’de savaşı başlatan, binlerce canın gitmesine göz yuman Washington, dünya kamuoyu ayaklanınca bir "barış tezgahı" kurdu. Barış adı altında ülkeyi işgal etti, tepkileri dindirdi ve artık kimse Filistin’i konuşmaz oldu. Dünyaya barış götürdüğünü sananlar varsa, bu "yemi" yiyenler ne yazık ki çok.

Sonuç: Demokrasi Değil, Sömürgecilik!

Kovid-19 sürecinden Gazze’ye, Suriye’den Venezuela’ya kadar ABD’nin girdiği her yerde kan ve hırs var. Trump yönetimi, 2024 seçimlerindeki "usulsüzlük" iddiasını bahane ederek Venezuela’nın istiklalini kırmış, stratejik kaynaklarına el koymuştur. Venezuela yönetiminin dediği gibi: "Bu, ülkenin siyasi bağımsızlığını zorla kırma operasyonudur."

ABD önce öldürür, sonra cenazeye katılıp en çok o ağlar. Bugün Maduro’yu "adalet" adına yargılayanlar, aslında dünya kaynaklarını yağmalayan bir çetenin yöneticileridir. Bakalım sömürgeci iştahın bir sonraki kurbanı hangi coğrafya olacak?